Özel BEYMER TIP MERKEZİ


http://www.beymertip.com/

Salı

Parkinson Hastalığı Nedir? Nasıl Tedavi Edilir?





lk kez İngiliz doktor James Parkinson tarafından 1817 yılında titrek felç olarak tanımlanmıştır. Beynimizde hareketlerimizi kontrol eden ve bundan sorumlu olan hücreler bulunur. Bu hücrelerden kimyasal maddeler salgılanır. Bunlardan birisi de dopamindir. Dopamin beyine gelen bilgileri bir sinir hücresinden diğerine aktarır. Böylece vücut dengesi sağlanmış olur. Fakat bu hücrelerin bir kısmı hasar gördüğünde ya da azaldığında dopamin salgılanamaz. İşte azalmış dopamin sonucu vücutta titreme, yavaş hareket etme gibi vücudun dengesinin bozulmasıyla ortaya çıkan hastalığa parkinson hastalığı denilmektedir.
Parkinson, yavaş ve sinsi seyreden bir hastalıktır. Hastalık on yıl gibi bir süre boyunca sürekli ilerler. Ne ölümcül bir hastalıktır ne de felce neden olur. Başlangıcında tek taraflı belirtiler görülürken daha sonra bu bütün vücuda yayılır. Belirtilerin şiddeti her hastada farklıdır. Hastalık genelde 40 yaşından sonra görülür ve erkeklerde görülme sıklığı biraz daha fazladır.
PARKİNSON HASTALIĞI NASIL ORTAYA ÇIKAR?
Parkinson hastalığının, beyinde dopamin salgılayan hücrelerin hasarı sonucu ortaya çıktığını söylemiştik. Fakat bu hasarın neden ortaya çıktığı henüz bilinmemektedir. Genetik yatkınlık ve çevresel faktörlerin birlikte bu hastalıkta rol oynadığı düşünülmektedir. Örneğin eroin kullanan bazı kişilerde parkinson belirtileri görülmeye başlanmış, bunun da eroinde bulunan bir maddenin beyindeki hücreleri öldürdüğü için oluştuğu açıklanmıştır. Fakat bu konuda çalışmalar hala sürmekte ve henüz kesin bir kanıt yoktur. Aileden gelen (kalıtsal) faktörlere bağlı parkinson hastalığı daha çok genç yaşlarda ortaya çıkmıştır. Fakat bu sadece yüzde 5'lik bir dilimdir. Ayrıca bulaşıcı bir hastalık da değildir.
BELİRTİLERİ NELERDİR?
Sinsi ve yavaş seyreden bir hastalık olduğu için uzun süre farkedilmeyebilir. Genelde ilk belirti elde veya bir vücut yarımında titremedir. Hastanın daha önceki yılları incelendiğinde öne eğik durma ya da yürürken kolunu sallamama görülebilir. Temel olarak hastada titreme görülür. Parkinson hastalarının çoğunda bu vardır. İstirahat halinde bile titreme devam eder. Tabiki her titreme parkinson belirtisi değildir. Günlük aktivite sırasında, heyecan, sinir gibi durumlarda titreme olur. Bu normaldir. Bir diğer belirti hareketlerde yavaşlama olmasıdır. Hasta günlük işlerini yaparken zorlanır. Yemek yerken, bir tarafa dönerken, yavaşlama söz konusudur ve bunlar güçlükle yapılır.
Hasta hekim tarafından muayene edildiğinde, hekim kas sertliği ile karşılaşır. Zaten hasta da bunun farkındadır. Normalde kişi gevşemiş haldeyken kasların da gevşemesi gerekir fakat parkinson hastalarında kas gergindir.
Diğer belirtiler ise şunlardır:
* kişinin yazdıklarının okunaksız olması, küçük yazmaya başlamak,
* yavaş yürümek, yürürken ayakları yere sürmek,
* vücudun öne doğru eğik bir şekilde durması,
* depresyon, sıkıntılı ruh hali,
* kas ağrıları,
* konuşma bozukluğu, kısık sesle ve donuk konuşmak,
* yürürken kolların sallanmaması,
* terleme, hipotansiyon (tansiyon düşüklüğü),
* yutma zorluğu.
PARKİNSON HASTALIĞI TANISI

Parkinson hastalığına tanı koymak için özel bir yöntem yoktur. Laboratuvar ya da röntgen tetkikleri sonucu da bunun anlaşılması mümkün değildir. Fakat uzman bir nörologun hastadan ve hastanın yakınlarından aldığı bilgiler, ayrıca yaptığı muayene sonucu tanı koyabilir.
Parkinson hastalığına çok benzeyen ve parkinsonizm altında toplanan rahatsızlıklarla çok benzer olduğu için tanı koyarken dikkat edilmelidir. Beyindeki bir tümör, kullanılan bazı ilaçlar, damar hastalıkları da benzer sorunlara yol açabilir. Bu diğer nedenlerin ayrımını yapmak gerekir.
PARKİNSON HASTALIĞI TEDAVİSİ
Parkinson hastalığının tedavisinin amacı hastayı aktif, bağımsız, kendi başına işini yapabilen hale gelmesinı sağlamaktır. Yapılan tedavi sonucu hastanın her şeyi düzelecek diye bir şey yoktur. Zaten parkinson hastalığında kullanılan sınırlı sayıda ilaç çeşidi vardır. Bu ilaçlar ya eksik dopamini sağlar, ya onun gibi etki yapar ya da dopaminin parçalanmasını engelleyerek kullanımını arttırır. Tedavi sırasında bu ilaçların oluşabilecek yan etkilerini belirleyip ortadan kaldırmak önemlidir. Fakat her ne olursa olsun ilacın yan etkisi görüldü diye ilacı bırakmak ya da doktor değiştirmek yanlıştır. İlacı bırakmak yanlıştır çünkü hastalık belirtileri tekrar ortaya çıkar. Doktor değiştirmek yanlıştır çünkü tedavisi uzun süren bir hastalık olduğu için doktorun tekrar hastalığın seyri ve gelişimi hakkkında bilgi sahibi olması zaman gerektirir. Bu da vakit kaybıdır. İlaç tedavisiyle kas sertliği, titreme, hareketlerdeki yavaşlığın düzelme ihtimali yüksektir. Tamamen düzelmese de azalmasını sağlayacaktır. Bunun yanında konuşma bozukluğu, donuk yüz ifadesi, yazma bozukluğu, terleme gibi sorunlar da düzelebilir.
Tedavi de bir diğer önemli nokta psikolojik olarak hastanın kaybettiklerini tekrar hastaya kazandırmaktır. Parkinson tedavisinde aile ve hekimin bir arada çaba göstermesi hastanın kendisini daha iyi hissetmesini sağlar ve hastanın yaşam standartını arttırır. Aileden gelen desteğin katkısı fazla olacaktır.
Diyetin parkinson hastalığını düzeltmesi söz konusu değildir. Ama dengeli beslenme sağlık açısından faydalıdır. Herhangi bir vitamin tedavisi de bu hastalığa çare değildir.
Cerrahi tedavi ilk tercih yolu değildir. Ama hastalık düzeltilemiyorsa, ilaç kullanımı işe yaramıyorsa uygulanabilir. İki tip tedavi söz konusudur. Hastaya önce anestezi yapılır. Sonra kafatasından bir delik açılır ve gereken bölgedeki hücrelerde hasar yapılır. İkincisinde gereken yere bir elektrod takılır fakat bu sefer hasar yapmadan gerçekleştirilir. Köprücük kemiğinin altına yerleştirilen uyarıcıyla bu elektrod kontrol edilir. Hasta bu aleti mıknatısla açıp kapatabilir. Açtığında hastalığın belirtileri görülmez, kapattığında ise tekrar oluşur.
Bu tedaviler uygulanırken bazı şeylere dikkat edilmelidir. Çünkü her hastaya aynı tedavi uygulanmaz. Hastanın yaşına, hastalığın hangi döneminde olduğuna, maddi gücün verdiği imkana, hastada görülen belirtiye göre farklı tedavi uygulanır. Uygulanacak ilaç dozu yaşa göre değişir.
Bu hastalıkla nasıl yaşayacağım diye düşünmeyin. Her hastalıkla yaşayabileceğiniz gibi buna da alışırsınız. Ancak kendi işinizi kendiniz yapmaya dikkat edin. Bu hastalığı atlatabileceğinizi düşünün. Kendinize olan güveninizin arttığını göreceksiniz.


kaynak;http://www.bilimvesaglik.com/

BEYİN-BOYUN DAMAR ULTRASONOGRAFİSİ TRANSKRANİYEL DOPLAR USG

TRANSKRANİAL DOPLER  ULTRASONOGRAFİ NEDİR

Transkranyal Doppler, büyük intrakranyal damarlardaki kan
akım hızlarını ve yönünü gösterebilen, girişimsel olmayan,
tekrarlanabilir, yatak başı uygulanabilir tekrarlanabilir ucuz bir tanı yöntemidir. Spektral formda, en üst noktalar maksimum hızı (peak sistolik=Vmax), en
alt noktalar minimum hızı (end diastolik=Vmin) göstermektedir,
maksimum hız genellikle damarın merkezindeki akım hızını,
minimum hız ise damar duvarına yakın hızı yansıtmaktadır
 İntrakranyal damarlardaki kan akımı laminar akım
olduğundan hemen daima Vmax ile Vmean arasındaki ilişki
sabittir. Bu nedenle TCD ölçümlerinde parametre olarak Vmax
ve Vmean değerlerinin her ikisi de kullanılmaktadır Transkranyal Doppler, büyük intrakranyal damarlardaki kan akım hızlarını ve yönünü gösterebilen, girişimsel olmayan,tekrarlanabilir, yatak başı uygulanabilir bir tanı yöntemidir. Spektral
formda, en üst noktalar maksimum hızı (peak sistolik=Vmax), en
alt noktalar minimum hızı (end diastolik=Vmin) göstermektedir,
maksimum hız genellikle damarın merkezindeki akım hızını,
minimum hız ise damar duvarına yakın hızı yansıtmaktadır

       Transkraniyel doplar USB kullanım alanları

1 Beyin boyun damarlarının araştırılmasında (intrakranyal arteryel  darlıklar ekstrakranyal karotid arter darlıkları)

2- Beyine pıhtı atışını saptanmasında (Serebral mikroemboli deteksiyonu)

 3-İlk 24 saat içinde beyin damar pıhtılarının erimesinde

4- Artmış kafa içi basıncının tespitinde.Beyin kanamalarının araştırılmasında

5-Beyin ölümü tespitinde





Cuma

EMG (Elektromiyografi)




 

EMG (Elektromiyografi)

EMG, EEG'den farklı olarak beyin dalgalarının değil, vücudunuzdaki sinir ve kasların elektriksel yöntemle izlenmesidir. Hastayı fazla rahatsız etmeyecek şiddette doğrusal elektrik akımı kullanılarak, sinirlerin elektrik iletme fonksiyonları ölçülür. 


HASTA BİLGİSİ

Vücudumuzdaki sinirlerin ve kasların elektriksel yöntemlerle incelenmesidir.
· Sinir yaralanmaları
· Sinir sıkışmaları
· Sinirlerin fonksiyonlarını bozan hastalıkların teşhisi (Şeker hastalığı, böbrek hastalığı gibi)
· Kas hastalıklarının teşhisi
· Kas erimeleriyle giden omurilik hastalıklarının teşhisi için yapılır.
Hastayı fazla rahatsız etmeyecek şiddette doğrusal elektrik akımı kullanılarak, sinirlerin elektrik iletme fonksiyonları ölçülür. Bunun için, parmaklara ve sinirlerin üzerindeki cilt bölgelerine düşük şiddette elektrik akımı uygulanır ve sinirin veya cildin başka bir yerinden bu akım bilgisayarlı aletlerle toplanarak ölçüm yapılır. Böylece sinirin sağlıklı fonksiyon yapıp yapmadığı anlaşılır.
Kasların içine de ince çaplı tek kullanımlık steril iğne şekilli elektrodlar konulmak suretiyle, incelenen kasın sinirinin hastalıklı olup olmadığı, veya kasın sağlıklı olup olmadığı, kaslarda oluşan elektrik aktivitenin EMG cihazı ekranından izlenmesi ve analiz edilmesi yoluyla anlaşılır.
EMG incelemesi, değişebilmekle birlikte yaklaşık yarım ila bir saat arasında süren bir incelemedir.
İncelemeye gelirken...
· Hastanın aç olması gerekmez,
· Düzenli olarak kullanmakta olduğu ilaçlar varsa bunları almasında sakınca yoktur. Ancak, özel durumlarda bazı ilaçları kullanmaması gerekir, bu durumlarda hekim tarafından gereken uyarı önceden yapılır.
· Rahat bir giysi giymesi, incelemeyi kolaylaştırır. Kadın hastaların külotlu çorap giymemeleri önerilir.
· Kalp pili taşıyorsa inceleme öncesi hekimi uyarması önerilir.


HEKİM BİLGİSİ
EMG-ENG
ENG elektronörografi (sinirlerin elektriksel incelenmesi), EMG ise elektromiyografi (kasların elektriksel incelenmesi) sözcüklerinin kısaltılmışlarıdır. Sıklıkla da ENG ve EMG birlikte uygulandıkları için, çoğu yerde her ikisine birden EMG denir.
ENG incelemesinde, baş, kollar, bacaklar ve beden üzerindeki çevresel sinirlerin normal fonksiyon görüp görmedikleri araştırılır. Bu yöntemde "his" ve "hareket" fonksiyonunu yerine getiren sinirler ayrı ayrı incelenir. His sinirleri (duysal sinirler) çevreden gelen temasları hissetmemizi sağlar, dokunduğumuz bir şeyin soğuk mu sıcak mı olduğunu hissetmek gibi. Hareket sinirleri (motor sinirler) ise beyinden ya da omurilikten gelen hareket emirlerini kaslara ileterek kasların kasılmasını, böylece hareketi test eder. Duysal sinirlere yönelik incelemelerinde sinirin bir ucundan hastayı fazla rahatsız etmeyecek şiddette doğrusal elektrik akımı verilir, diğer ucundan ise bu potansiyel, kompüterize aygıtlar yardımıyla kayıtlanıp ekranda görülerek analiz edilir. Motor sinir incelemelerinde ise sinirin değişik yerlerinden elektrik verilip, o sinirin son bulduğu kastan ya da kaslardan kayıtlama yapılır. Böylece bir his da hareket sinirinin kesik olup olmadığı, kesik ya da kesintiye uğramışsa bunun tam mı yoksa kısmi mi olduğu anlaşılabilir. Ayrıca bu incelemeyle, sinirin iyileşip iyileşemeyeceği ya da ne kadar zaman içinde iyileşeceği, siniri tamir için ameliyat gerekip gerekmeyeceği anlaşılabilir.
EMG incelemesi ise kasların içine iğne şeklinde kayıt elektrodları sokmak yoluyla yapılır. Elektrodun sapından çıkan teller EMG aletine bağlıdır ve kasların elektriksel aktivitelerini ekranda görmemizi sağlar. İncelenen kasın sinirinin kopuk olup olmadığını, kopuk ise bunun tam mı kısmi mi olduğu hakkında fikir verir. Ayrıca, kasta anormal bir durum var ise bunun omurilikten mi, sinir kökünden mi, çevresel sinirden mi yoksa kasın kendisinden mi kaynaklandığını söyler.
ENG ve EMG teknikleri ikisi birlikte uygulandığında omurilik, çevresel sinir ve kas hastalıkları hakkında hem oldukça isabetli teşhis, hem de hastalığın nasıl seyredeceği hakkında bilgi verir.
Kısaca EMG diyebileceğimiz bu inceleme yöntemin kullanımı için aşağıdaki durumlar örnek olarak sayılabilir:
¨ Omurilik hastalıkları (çocuk felci gibi)
¨ Sinir köküne baskılar ya da kesilmeler (Boyun, bel fıtıkları gibi)
¨ Çevresel sinirlerin hastalıkları (şeker hastalarının yarıya yakınında olan polinöropati rahatsızlığı gibi)
¨ Yüz felçleri
¨ Tek bir sinirin rahatsızlığı (her 7 kadından birinde görülen, el bileğinde sinir sıkışmasına bağlı olan Karpal Tünel Sendromu gibi)
¨ Sinir yaralanmaları (ateşli silah ya da bıçakla kesilme gibi nedenlerle)
¨ Kas hastalıkları (her tür kas erimesi ya da kas yorgunluğu durumunda)
MİYASTENİK TESTLER
Kasların çabuk yorulmasıyla kendini gösteren bir hastalık olan miyasteni gravis hastalığının teşhisinde kullanılan testlerdir. Omuz ya da kol üzerinden elektrik akımı ardarda verilip kasların buna tepkisi ölçülerek yapılır.
UYARILMIŞ POTANSİYELLER
VEP (vizüel uyarılmış potansiyel) incelemesi
Görme yollarının (gözden beyne kadar) sağlam olup olmadığını araştırır. Televizyon ekranında bir takım şekillere hasta baktırılır ve beyin dalgaları kayıtlanır. Bu analiz sonucunda kişinin görüp görmediği, ya da kendisinin farkında olmadığı bir görme yolu anormalliğinin olup olmadığı anlaşılabilir. Multipl Skleroz denen hastalıkta tipik olarak görme yolları hastaların hemen hepsinde hastalanır fakat hastalar bunun birçok kez farkında olmazlar. Bu test, hastalığın teşhisi için çok yardımcı bir testtir.
SEP (somatosensoryel uyarılmış potansiyel) incelemesi
His yollarının deriden beyne kadar sağlam olup olmadığını araştırır. Yine cilde çok düşük elektrik akımı verilip, saçlı kafa derisi üzerinden elektrodlar yoluyla beyin dalgaları kayıtlanır. Böylece, sinir kökü, omurilik ya da beyin yapılarında his sinirlerinin iyi fonksiyon görüp görmedikleri anlaşılabilir.
BERA (veya BAEP, beyin sapı işitsel uyarılmış potansiyel) incelemesi
İşitme yollarının (kulaktan beyne kadar) sağlam olup olmadığını araştırır. Kişinin her iki kulağını örten bir kulaklık takılır ve bu kulaklıklardan bir takım sesler verilip beyin dalgaları kaydedilir. Böylece bebek, çocuk ya da erişkin kişilerin duyup duymadıkları, eğer bir kusur var ise bunun kulaktan mı, beynin alt bölümünden mi, beyinden mi kaynaklandığı söylenebilir.

NÖROÜROLOJİK TESTLER
Bulbokavernöz Refleks
Erkeklerde cinsel fonksiyon bozukluklarında bedensel bir kusur olup olmadığını anlamada ya da omuriliğin en alt bölümünü tutan tümör gibi patolojilerin araştırılmasında kullanılır. Erkeklik organı (penis) üzerine düşük şiddetli elektrik akımı uygulanır ve penis kökü ile anüs (makat) arası bir yerden iğne elektrod sokularak kayıtlama yapılır. Hastalar, bekledikleri kadar acı duymadıklarını söylerler.
Pudendal SEP
Bulbokavernöz refleks ile aynı amaçlarla kullanılır, özellikle kadınlardaki rahatsızlıklar için geçerlidir.
Genital Deri Yanıtları
Şeker hastalığında olduğu gibi otonomik sistem (kalp, mide, barsaklar ve damarlarımızı kontrol eden sinir sistemi bölümü) hastalıklarına bağlı cinsel fonksiyon bozukluğunu araştırır. İğne uygulanmayan, dolayısıyla açı vermeyen bir yöntemdir. Cinsel organlar üzerine çok düşük elektrik akımı verilir ve yakın bir bölgeden cilt üzerinden kayıtlama yapılır.
OTONOMİK TESTLER
Sempatik Deri Yanıtı (SSR)
Otonomik sistem hastalığı olup olmadığını araştıran bir yöntemdir. El ya da ayak sırtından bir kez elektrik akımı verilip karşı el ya da ayak sırtından kayıtlama yapılır. İğnesiz bir yöntem olup ağrısızdır.
R-R İnterval Değişkenliği
Yine Otonomik sistem hastalığı olup olmadığını araştıran bir yöntemdir. Göğüs bölgesine elektrodlar yapıştırılır ve kalp elektrosu kaydedilir. Kalp ritmindeki değişkenlik derecesine göre, kalbi kontrol eden otomonik sinirlerin kusurlu olup olmadığı araştırılır. Örneğin şeker hastalığında kalbin otonomik rahatsızlığı yoksa ölüm riski düşükken, bu rahatsızlığı olması durumunda ölüm riski çok yüksektir, ciddi bir tedavi için uyarı anlamına gelir.


kaynak    http://almanhastanesi.com.tr/

 

Çarşamba

EEG

Rutin EEG





Beyindeki sinir hücreleri tarafından hem uyanıklık, hem de uyku halindeyken üretilen elektriksel faaliyetin kağıt üzerine beyin dalgaları halinde yazdırılmasıdır.

HANGİ DURUMLARDA EEG ÇEKİMİ GEREKLİDİR ?
Beynin normal elektriksel faaliyeti başta epilepsi(sara hastalığı) olmak üzere pek çok durumda bozulur. EEG’yi oluşturan beyin dalgalarının değerlendirilmesi ile bu bozukluğun yeri ve şekli hakkında bilgi edinilir. Epilepsi dışında bir çok sinir hastalıklarında, baş ağrılarının nedenlerinin araştırılmasında, beyin fonksiyonlarının değerlendirilmesinde EEG tetkikine başvurulur. Bilgisayarlı tomografi (BT) ve manyetik rezonans görüntüleme (MR) gibi EEG’ye göre daha sonradan geliştirilmiş olan inceleme yöntemleri beynin elektriksel faaliyeti konusunda bilgi vermezler. Özellikle bayılma vakalarının nedenlerinin araştırılmasında, epilepsi hastalığının teşhisinde ve tiplerinin belirlenmesinde tedaviye karar verdirecek olan inceleme yöntemi EEG’dir.

EEG ÇEKİMİ NASIL YAPILIR ?

Beynin elektriksel faaliyeti, hastanın saçlı derisi üzerine yerleştirilen küçük metal elektrodlar aracılığıyla EEG aletine iletilir ve veriler ortalama 20 dakika süreyle bilgisayara kaydedilir.
Çekim sırasında hastaya elektrik verilmesi sözkonusu değildir ve hasta herhangi bir ağrı duymaz.
Parazitsiz, kaliteli bir kayıt alabilmek için hasta çekim sırasında aksi istenmedikçe gözlerini kapalı, çene ve boyun kaslarını gevşek tutmalı, olabildiğince hareketsiz durmalıdır.

Uykuda EEG
Uyku, beyindeki anormal elektriksel faaliyetin ortaya çıkmasına yardımcı olur. Epilepsi teşhisi için uyanıklık halinde 20 dakika süreyle yapılan EEG’nin yeterli bilgi vermediği durumlarda, uykuda EEG çekilir. Uyku EEG’si en sık başvurulan aktivasyon yöntemlerinden biridir. Kişiyi uyutmak için beyin aktivitesini etkilemesi ve muhtemel elektriki desarjları baskılaması nedeni ile anestezik ajan tercih edilmemelidir.
Hastanın bu tür çekime gelmeden önceki gece uykusuz kalması, gerek gündüz uyumasını kolaylaştıracağı, gerek anormal beyin dalgalarının ortaya çıkma olasılığını arttıracağı için yararlıdır.

Çekime Gelirken
EEG incelemesinin parazitsiz olması bakımından çekim gününün sabahında saçların yıkanması yararlıdır.
Sürekli kullanılan ilaçlar varsa, çekim gününde de ilaçlar kullanılmaya devam edilir, EEG’yi değerlendirecek olan hekime bu konuda bilgi verilmesi uygun olur.



kaynak:http://www.emg-eeg.com/

Cumartesi

Sıcak Havanın Beynimize Etkileri Nelerdir?

Sıcak Hava ve Nörolojik Hastalıklar

Özellikle yaz aylarında artan aşırı sıcakların insan üzerindeki etkileri çok fazla olmaktadır.Bu sıcaklar hastalığı bulunan insanlar üzerinde ise daha büyük etkiler oluşturabilmekte.Özellikle sıcak hava ile tetiklenen nörolojik sorunlar tehlikeli sonuçlar doğurmaktadır.İşte bazı nörolojik hastalıklar ve bu hastalıklara sıcak havanın etkileri…

Epilepsi (Sara) Hastalığı

Nörolojik bir hastalık olan Epilepsi (Sara) hastalığı belli bir kesimin aksine bütün yaş grubunu tehdit eden bir hastalıktır.Kadın ve erkeklerin her iki cinsinde de görülebilen bir hatalık olan Epilepsi (Sara), sıcak havalarda hastanın nöbetler geçirmesine neden olmaktadır.Epilepsi (Sara) hastalığı aynı Migren atakları gibi sıcak havanın etkisi ile nöbetler tetiklenebilmektedir.(Sıcaklığın migrene etkileri)

Sıcaklık ve Epilepsi (Sara)

Yine sıcaklar nedeniyle gece bozulan uyku düzeni, sıvı kaybına bağlı olarak bozulan ilaç kan düzeyi dengesizlikleri de hastalığı olumsuz yönde etkileyebilmektedir. Bu nedenle serinletici önlemlerin alınması, bol sıvı tüketilmesi ve diğer nöbet tetik faktörleri olan açlık, uzun saatler bilgisayar kullanımı gibi durumlardan, özellikle de sıcak dönemlerde uzak kalmak çok önemlidir.

Migren Sorunu

Migren daha çok kadınlarda görülen bir hastalık çeşitidir.Halk arasında dayanılmaz baş ağrısı olarak bilinen Migren hastalığı özellikle 20′li yaşlardan sonra ortaya çıkmaktadır.Migreni en basit bir dil ile anlatmak gerekirse; beyin damarlarındaki ani olarak meydana gelen daralma ve bu daralmaları takip eden genişleme atakları olarak ifade edilebilir.


Sıcaklığın Migrene Etkisi

Sıcak havalardabu genişleme güneş ışınlarına direkt olarak, uzun süreler maruz kalınması ile daha da artar. Gece boyunca sıcaklar yüzünden bozulan uyku düzeni migren ataklarını sıklaştırabilir. Uyunan ortamın serinletilmesi, gündüz öğlen saatlerinde güneşten sakınmak, ara sıra ılık duşlar almak faydalı olacaktır.

Multipl Skleroz (MS) Hastalığı

Multipl Skleroz (MS) hakkında küçük çaplı bilgi vermek gerekirse, genellikle genç erişkinlerde görülen bir hastalık olduğunu söyleyebiliriz.Daha çok kadınlarda gözüken Multipl Skleroz (MS) hastalığı 20 ile 40 yaşları arasında daha çok görülmektedir.Bu hastalık genellikle ataklarla seyreden bir nörolojik hastalıktır.


Sıcaklık ve Multipl Skleroz (MS)

MS Beyin ve omuriliğin (merkezi sinir sisteminin) bir hastalığıdır. MS beynin görme, konuşma, yürüme gibi fonksiyonlar üzerindeki kontrol kabiliyetini bozar. Sıcak hava, sıcak banyo gibi durumlar MS atağını taklit eden durumlara yol açabilir. Ancak gerçek bir MS atağından bahsedebilmek için bulguların en az 24 saat sürmesi gereklidir. Ilık su ile duş ve güneş ışınların dik olarak geldiği öğlen saatlerinde korunma önlemlerinin alınması en basit çözümlerdir.

İnme (Felç) Hastalığı

İnme hastalığı yani Felç, daha çok 60 yaş ve üzeri insanları etkilemektedir.Erken yaşlarda felç ile karşılaşılması için risk faktörlerinin bir araya gelmesi gerekir.Peki bu risk faktörleri nelerdir? Risk faktörleri arasında yoğun sıcaklar, alkol ve sigaranın yanı sıra diğer risk faktörlerinin eş zamanlı olarak bir araya gelmesi ile ortaya çıkmaktadır.


Sıcaklık ve İnme (Felç)

Dediğimiz gibi felç hastalığı sıklıkla 60 yaş üzeri insanları etkilese de yoğun sıcaklar, alkol ve sigara gibi diğer risk faktörlerine eş zamanlı olarak maruz kalınması ile daha erken yaşlarda da karşımıza çıkabilmektedir. Tansiyon ve kalp hastalığı olanların sıcak dönemlerde ilaçlarını düzenli kullanmaları, bol sıvı tüketmeleri, sıcak saatlerde güneşten uzak durmaları en önemli önlemlerdir.

Sıcak Havalarda Klima Kullanımı

Yaz aylarının inanılmaz sıcaklarında herkesin sarıldığı ilk şey klimalar oldu.Bu yüzden klimalar yok satmakla beraber fiyatlarında da inanılmaz artışlar geçkeleşti.Peki bu klimalar sıcak hava derdinden insanları kurtarıyor fakat başka dertlerin pençesine düşürüyor mu?En çok bilinen klimaların enfeksiyon hastalıklarının çıkışını kolaylaştırdığıdır ancak bununla beraber nörolojik sorunlara da yol açabilmektedir.


Klima Kullanımı ve Nörolojik Sorunlar

Klima sorunlarından bahsederken boyun ve bel tutulmalarını dile getirmemek elde değil.Hatta sorunların başında gelir. Bunun haricinde azımsanmayacak ölçülerde yüz felci vakaları da karımıza çıkmaktadır. Bu nedenle özellikle vücudun terli ve sıcak olduğu dönemlerde klimaların verdiği serin havaya direk maruz kalmaktan kaçınmak en önemli tedbirdir.


KAYNAK:: http://www.renkliweb.com/

Perşembe

EMG (Elektromiyografi)


EMG, EEG'den farklı olarak beyin dalgalarının değil, vücudunuzdaki sinir ve kasların elektriksel yöntemle izlenmesidir. Hastayı fazla rahatsız etmeyecek şiddette doğrusal elektrik akımı kullanılarak, sinirlerin elektrik iletme fonksiyonları ölçülür. 
HASTA BİLGİSİ
Vücudumuzdaki sinirlerin ve kasların elektriksel yöntemlerle incelenmesidir.
· Sinir yaralanmaları
· Sinir sıkışmaları
· Sinirlerin fonksiyonlarını bozan hastalıkların teşhisi (Şeker hastalığı, böbrek hastalığı gibi)
· Kas hastalıklarının teşhisi
· Kas erimeleriyle giden omurilik hastalıklarının teşhisi için yapılır.
Hastayı fazla rahatsız etmeyecek şiddette doğrusal elektrik akımı kullanılarak, sinirlerin elektrik iletme fonksiyonları ölçülür. Bunun için, parmaklara ve sinirlerin üzerindeki cilt bölgelerine düşük şiddette elektrik akımı uygulanır ve sinirin veya cildin başka bir yerinden bu akım bilgisayarlı aletlerle toplanarak ölçüm yapılır. Böylece sinirin sağlıklı fonksiyon yapıp yapmadığı anlaşılır.
Kasların içine de ince çaplı tek kullanımlık steril iğne şekilli elektrodlar konulmak suretiyle, incelenen kasın sinirinin hastalıklı olup olmadığı, veya kasın sağlıklı olup olmadığı, kaslarda oluşan elektrik aktivitenin EMG cihazı ekranından izlenmesi ve analiz edilmesi yoluyla anlaşılır.
EMG incelemesi, değişebilmekle birlikte yaklaşık yarım ila bir saat arasında süren bir incelemedir.
İncelemeye gelirken...
· Hastanın aç olması gerekmez,
· Düzenli olarak kullanmakta olduğu ilaçlar varsa bunları almasında sakınca yoktur. Ancak, özel durumlarda bazı ilaçları kullanmaması gerekir, bu durumlarda hekim tarafından gereken uyarı önceden yapılır.
· Rahat bir giysi giymesi, incelemeyi kolaylaştırır. Kadın hastaların külotlu çorap giymemeleri önerilir.
· Kalp pili taşıyorsa inceleme öncesi hekimi uyarması önerilir.


HEKİM BİLGİSİ
EMG-ENG
ENG elektronörografi (sinirlerin elektriksel incelenmesi), EMG ise elektromiyografi (kasların elektriksel incelenmesi) sözcüklerinin kısaltılmışlarıdır. Sıklıkla da ENG ve EMG birlikte uygulandıkları için, çoğu yerde her ikisine birden EMG denir.
ENG incelemesinde, baş, kollar, bacaklar ve beden üzerindeki çevresel sinirlerin normal fonksiyon görüp görmedikleri araştırılır. Bu yöntemde "his" ve "hareket" fonksiyonunu yerine getiren sinirler ayrı ayrı incelenir. His sinirleri (duysal sinirler) çevreden gelen temasları hissetmemizi sağlar, dokunduğumuz bir şeyin soğuk mu sıcak mı olduğunu hissetmek gibi. Hareket sinirleri (motor sinirler) ise beyinden ya da omurilikten gelen hareket emirlerini kaslara ileterek kasların kasılmasını, böylece hareketi test eder. Duysal sinirlere yönelik incelemelerinde sinirin bir ucundan hastayı fazla rahatsız etmeyecek şiddette doğrusal elektrik akımı verilir, diğer ucundan ise bu potansiyel, kompüterize aygıtlar yardımıyla kayıtlanıp ekranda görülerek analiz edilir. Motor sinir incelemelerinde ise sinirin değişik yerlerinden elektrik verilip, o sinirin son bulduğu kastan ya da kaslardan kayıtlama yapılır. Böylece bir his da hareket sinirinin kesik olup olmadığı, kesik ya da kesintiye uğramışsa bunun tam mı yoksa kısmi mi olduğu anlaşılabilir. Ayrıca bu incelemeyle, sinirin iyileşip iyileşemeyeceği ya da ne kadar zaman içinde iyileşeceği, siniri tamir için ameliyat gerekip gerekmeyeceği anlaşılabilir.
EMG incelemesi ise kasların içine iğne şeklinde kayıt elektrodları sokmak yoluyla yapılır. Elektrodun sapından çıkan teller EMG aletine bağlıdır ve kasların elektriksel aktivitelerini ekranda görmemizi sağlar. İncelenen kasın sinirinin kopuk olup olmadığını, kopuk ise bunun tam mı kısmi mi olduğu hakkında fikir verir. Ayrıca, kasta anormal bir durum var ise bunun omurilikten mi, sinir kökünden mi, çevresel sinirden mi yoksa kasın kendisinden mi kaynaklandığını söyler.
ENG ve EMG teknikleri ikisi birlikte uygulandığında omurilik, çevresel sinir ve kas hastalıkları hakkında hem oldukça isabetli teşhis, hem de hastalığın nasıl seyredeceği hakkında bilgi verir.
Kısaca EMG diyebileceğimiz bu inceleme yöntemin kullanımı için aşağıdaki durumlar örnek olarak sayılabilir:
¨ Omurilik hastalıkları (çocuk felci gibi)
¨ Sinir köküne baskılar ya da kesilmeler (Boyun, bel fıtıkları gibi)
¨ Çevresel sinirlerin hastalıkları (şeker hastalarının yarıya yakınında olan polinöropati rahatsızlığı gibi)
¨ Yüz felçleri
¨ Tek bir sinirin rahatsızlığı (her 7 kadından birinde görülen, el bileğinde sinir sıkışmasına bağlı olan Karpal Tünel Sendromu gibi)
¨ Sinir yaralanmaları (ateşli silah ya da bıçakla kesilme gibi nedenlerle)
¨ Kas hastalıkları (her tür kas erimesi ya da kas yorgunluğu durumunda)
MİYASTENİK TESTLER
Kasların çabuk yorulmasıyla kendini gösteren bir hastalık olan miyasteni gravis hastalığının teşhisinde kullanılan testlerdir. Omuz ya da kol üzerinden elektrik akımı ardarda verilip kasların buna tepkisi ölçülerek yapılır.
UYARILMIŞ POTANSİYELLER
VEP (vizüel uyarılmış potansiyel) incelemesi
Görme yollarının (gözden beyne kadar) sağlam olup olmadığını araştırır. Televizyon ekranında bir takım şekillere hasta baktırılır ve beyin dalgaları kayıtlanır. Bu analiz sonucunda kişinin görüp görmediği, ya da kendisinin farkında olmadığı bir görme yolu anormalliğinin olup olmadığı anlaşılabilir. Multipl Skleroz denen hastalıkta tipik olarak görme yolları hastaların hemen hepsinde hastalanır fakat hastalar bunun birçok kez farkında olmazlar. Bu test, hastalığın teşhisi için çok yardımcı bir testtir.
SEP (somatosensoryel uyarılmış potansiyel) incelemesi
His yollarının deriden beyne kadar sağlam olup olmadığını araştırır. Yine cilde çok düşük elektrik akımı verilip, saçlı kafa derisi üzerinden elektrodlar yoluyla beyin dalgaları kayıtlanır. Böylece, sinir kökü, omurilik ya da beyin yapılarında his sinirlerinin iyi fonksiyon görüp görmedikleri anlaşılabilir.
BERA (veya BAEP, beyin sapı işitsel uyarılmış potansiyel) incelemesi
İşitme yollarının (kulaktan beyne kadar) sağlam olup olmadığını araştırır. Kişinin her iki kulağını örten bir kulaklık takılır ve bu kulaklıklardan bir takım sesler verilip beyin dalgaları kaydedilir. Böylece bebek, çocuk ya da erişkin kişilerin duyup duymadıkları, eğer bir kusur var ise bunun kulaktan mı, beynin alt bölümünden mi, beyinden mi kaynaklandığı söylenebilir.

NÖROÜROLOJİK TESTLER
Bulbokavernöz Refleks
Erkeklerde cinsel fonksiyon bozukluklarında bedensel bir kusur olup olmadığını anlamada ya da omuriliğin en alt bölümünü tutan tümör gibi patolojilerin araştırılmasında kullanılır. Erkeklik organı (penis) üzerine düşük şiddetli elektrik akımı uygulanır ve penis kökü ile anüs (makat) arası bir yerden iğne elektrod sokularak kayıtlama yapılır. Hastalar, bekledikleri kadar acı duymadıklarını söylerler.
Pudendal SEP
Bulbokavernöz refleks ile aynı amaçlarla kullanılır, özellikle kadınlardaki rahatsızlıklar için geçerlidir.
Genital Deri Yanıtları
Şeker hastalığında olduğu gibi otonomik sistem (kalp, mide, barsaklar ve damarlarımızı kontrol eden sinir sistemi bölümü) hastalıklarına bağlı cinsel fonksiyon bozukluğunu araştırır. İğne uygulanmayan, dolayısıyla açı vermeyen bir yöntemdir. Cinsel organlar üzerine çok düşük elektrik akımı verilir ve yakın bir bölgeden cilt üzerinden kayıtlama yapılır.
OTONOMİK TESTLER
Sempatik Deri Yanıtı (SSR)
Otonomik sistem hastalığı olup olmadığını araştıran bir yöntemdir. El ya da ayak sırtından bir kez elektrik akımı verilip karşı el ya da ayak sırtından kayıtlama yapılır. İğnesiz bir yöntem olup ağrısızdır.
R-R İnterval Değişkenliği
Yine Otonomik sistem hastalığı olup olmadığını araştıran bir yöntemdir. Göğüs bölgesine elektrodlar yapıştırılır ve kalp elektrosu kaydedilir. Kalp ritmindeki değişkenlik derecesine göre, kalbi kontrol eden otomonik sinirlerin kusurlu olup olmadığı araştırılır. Örneğin şeker hastalığında kalbin otonomik rahatsızlığı yoksa ölüm riski düşükken, bu rahatsızlığı olması durumunda ölüm riski çok yüksektir, ciddi bir tedavi için uyarı anlamına gelir.
kaynak    http://almanhastanesi.com.tr/

Çarşamba

NÖROLOJİ NEDİR?Nöroloji Hakkındaki Tüm Detaylar





N
Nöroloji, genel olarak beyin, beyin sapı, omurilik ve çevresel sinir sistemiyle kasların hastalıklarını inceleyen, teşhis ve cerrahi dışındaki tedavi uygulamalarını içeren tıp bilimi dalıdır. nöroloji zamanla içine kapalı ve sınırlı bir dal olmaktan çıkmış, epilepsi, hareket bozuklukları, beyin damar hastalıkları, bunamalar, uyku bozuklukları gibi ayrıca özelleşmişlik gerektiren alt disiplinlere bölünmüştür, bunun yanı sıra 19. yüzyılda ruh hastalıklarıyla birlikte ele alınırken, 20. yüzyıldan itibaren psikiyatri ayrı bir dal olarak ayrılmıştır. Tüm bu alanlarda ciddi bir laboratuvar arka planın yanısıra pek çok başka tıp alanı ile multidisipliner bir ilişkinin süreğen hale geldiği görülmektedir.
Nörolojik Temel Bilimler
nöroloji
Birçok sistemik hastalık sinir sistemine ait bulgulara neden olabilirken, nörolojik hastalıkların bazıları da diğer organ sistemlerini etkilenebilir. Örneğin gebelikte değişen hormon düzeyleri vücudun sıvı ve tuz tutmasını kolaylaştırır, kemiklerin korunaklı yüzeylerinden geçen sinirler bu seviyelerde ödem etkisi nedeni ile bası altında kalarak zarar görürler. Sonuçta etkilenen bölgenin altında uyuşma, karıncalanma, ağrı, etkilenen kaslarda kuvvetsizlik gibi belirtiler ortaya çıkar. Benzer şekilde şeker hastalığı ve tiroid fonksiyon bozuklukları gibi hastalıklarda bu duruma zemin hazırlar. Bu ve benzeri pek çok nörolojik hastalık tek bir sisteme ait bulgu vermediğinden, başvuru sırasında hastaların bir çoğu farklı branş hekimlerince görülür.
nöroloji polikliniklerine başvuru şikayetleri başlıca; baş ağrıları, baş dönmeleri, inmeler, şuur değişikliği ile giden hastalıklar (epilepsi = sara vs), el ayak uyuşmaları, çeşitli kas güçsüzlükleri gibi durumlardır.
Yaşlı nüfusun artışı, hipertansiyon, kalp hastalığı ve diabet gibi sistemik hastalıkların ve bunlara bağlı komplikasyonların daha sık rastlanır olmasına yol açmaktadır. İnme bu komplikasyonların en dramatik ve en korkulanıdır. Bu grup hastalar hastanemiz nöroloji bölümünde multidisipliner bir yaklaşımla değerlendirilmektedir. Sıklıkla başvurduğumuz Kraniyal tomografi ve/veya magntik rezonans görüntülemesi, ekokardiografi ekstrakranial dopler gibi tetkikler inme kliniği ile başvuran hastalarımızda uygulanmakta, alınan sonuçlar hastalarımızın takip ve tedavilerine katkıda bulunmaktadır. Koma, ilerleyici inme, sık tekrarlayan nöbetler gibi hasta yaşamını tehlikeye sokan ciddi durumlarda hastalarımız takip ve tedavisi yoğun bakım ünitesinde sürdürülmektedir.
El ve ayak uyuşmaları gibi sık rastlanılan yakınmalarla ortaya çıkan nöropatileri değerlendirmek ve bel, boyun fıtığı gibi ağrılı durumların tanısında dinamik bir tanı yöntemi olan emg (elektro miyo-nörografi) tetkiki elektrofizyoloji laboratuarımızda yapılabilmektedir.
Başta epilepsi olmak üzere santral sinir sisteminin bir çok hastalığında ayırıcı tanı amacı ile kullanılan eeg (elektro ensafolo grafi) tetkiki de elektrofizyoloji laboratuarımızda yapılabilmektedir.
Toplumsal bir sorun olma yoluna giden iş gücü verimi ve üretkenliği engelleyen baş ağrısı yakınmaları; baş ağrısı polikliniğimizde değerlendirilebilmektedir.

Nöroanatomi
  • Merkezi sinir sistemi
  • Periferik sinir sistemi
Nörofarmakoloji
Nörofizyoloji
  • Sinir Aracıları (Nörotransmitterler)
Nörogenetik
Nörohistoloji
Nöroonkoloji
Nöropatoloji
Nöroradyoloji
  • MRI
  • BBT
  • EEG
  • EMG
  • X-Ray (Direk Grafi)
[öŞÂ[[:Şablon:]]==nörolojik Hastalıklar==
  • beyin-damar Hastalıkları (Serebrovasküler Hastalıklar)
    • İskemik beyin-damar Hastalığı (Tıkanmalı İnme)
      • TİA(GİA)
      • SVH İnfarkt
    • SVH kanama
    • SAK (Subaraknoid kanama)
  • Başağrıları
    • Migren
    • Diğer Başağrıları
  • Epilepsi
  • Nöromuskular hastalıklar
    • Hipokinetik Hastalıklar
    • Hiperkinetikğ ıŞHastalıklar
  • Demanslar
    • alzheimer Hastalığı
    • Vasküler Demanslar
    • Levy Cisimcikli Demans
    • Diğerleri
  • MSS'nin Enfeksiyöz Hastalıkları
  •  
  •  
  • ALINTI

Alzheimer Hastalığı

 

Alzheimer Hastalığı, Nedenleri, Tedavisi 


Alzheimer Hastalığı Nedir

alzheimer nedirAlzheimer insan beyni ile ilgili bir hastalıktır. İnsan beyninin hormonal dengesinin bozulması ve sağlıklı işleyişin kaybolmaya başlaması ile, genellikle yaşlılık döneminde ortaya çıkan bir hastalıktır.
Alzheimer Hastalığında hasta, yavaş yavaş öğrenme, konuşma, akıl yürütme, karar alma, yargılama, yorum yapma, iletişim, konuşma, günlük hayatsal etkinlikleri sürdürme yetilerini kaybetmeye başlar. Alzheimer halk arasında bunama olarak adlandırılır.
Alzheimer Hastalığının kökeni ve ortaya çıkışı, Alman doktor Alois Alzheimer’e dayanır. Dr. Alzheimer 1906 yılında bir konferansta bir demans vakasının sunulduğu bir ders vermiştir ve Auguste adlı 51 yaşında kadın hastasını sunmuştur. Hastada, ileri derecede zihinsel sorunlar (hafıza, kavrama, konuşma ve yön bulma bozukluğu), işitsel ve görsel halüsinasyonlar, hezeyanlar ve davranış bozuklukları gözlemlenmiştir. Daha sonra bu hastayı 1906 yılında ölene kadar yaklaşık 5 yıl boyunca takip edilmiştir. Hastanın vefatından sonra otopsi yapılmış ve beyninde anormal kümeleşmeler ve lif yumakları görülmüştür. Bugün beyindeki bu yumaklar ve plaklar Alzheimer Hastalığının beyinde neden olduğu gemel değişiklikler olarak kabul edilmektedir.
Araştırmalar yapıldıkça Alzheimer hastalarının beyinlerinde başka değişiklikler de tespit edilmiştir. Beyindeki sinir hücreleri ölmekte ve sinir hücreleri arasındaki bağlantılar bozulmaktadır. Ayrıca sinir hücreleri arasındaki iletişim sağlayan ve mesaj taşıyan bazı kimyasal maddelerin (hormonların) düzeyleri de azalmaktadır.
Alzheimer her yaşlı insanda görülen bir hastalık değildir. İleri aşamalarında tedavi edilmesi mümkün değildir ancak erken teşhis ve tedavi yapıldığı takdirde hastalığın ilerlemesi önemli ölçüde yavaşlayabilmektedir.

Alzheimer Hastalığının Belirtileri

alzheimer belirtileriAlzheimer’in belirtileri ilk evrelerinde zor tespit edilir. İlk ortaya çıkan belirti unutkanlıktır. Daha sonra ise geçmişe yönelik bellek ve hafıza kaybı görülür. Hasta koyduğu eşyaların yerlerini unutur, alışverişe gider ne alacağını unutur.
Unutkanlık ve hafıza kaybı aslında yaşlılıkta normaldir. Yani her yaşlı bir miktar unutkanlaşır, her unutkanlığı Alzheimer olarak değerlendirmek yanlıştır. Bu unutkanlık kişinin hayatını olumsuz yönde etkiliyorsa, dışarı çıktığında kayboluyorsa mesela, yolları bulamıyorsa ya da çok yakın akrabalarını tanımıyorsa Alzheimer’e işarettir. Çok nadir gördüğü kişilerin adlarını her insan unutabilir. Bu nedenle yaşlı bir yakınınızda unutkanlık varsa hemen Alzheimer mi acaba diye panik olmanıza gerek yok.
Hastanın kendisine bakımı, temizliğe gösterdiği önem azalmaya başlar.
Kişilik değişikliklikleri yaşanabilir, kişi agresif biri haline gelebilir ya da içe kapanık, kimseyle konuşmayan biri haline gelebilir.
Konuşma güçlükleri, yavaş konuşma, konuşurken doğru kelimeleri seçememe, çok fazla düşünme gibi sorunlar ortaya çıkabilir.
Zaman konusunda hangi günde olunduğu ya da hangi yılda olduğu gibi Alzheimer hastaları sorun yaşayabilirler.
Yargılama ve karar almada zorluklar çekilir. Tutarsız davranışlar gösterebilir hasta. Basit matematik sorularını çözmekte zorluk çekebilir, elindeki paranın az ya da çok olduğunun farkında olmayabilir. Bir sorunla karşılaştığında kendi başına çözemez, kararsızlık sık rastlanan bir belirtidir.
Sık sık anahtar ya da cüzdan gibi eşyaları kaybeder, nereye koyduğunu bulamaz mesela.
Alzheimer belirtileri başlangıç düzeyinde depresyon gibi diğer hastalıklarla da karışabilir. Bu nedenle başlangıçta tespit etmek oldukça zordur. Beyinin yapısında da bu dönemde gözle görülür bir değişiklik de saptanamaz.
Bir yakınınızda ya da kendinizde Alzheimer’den şüpheleniyorsanız, en kısa sürede bir Psikiyatri ya da Nöroloji uzmanına gözükmenizde fayda var.

Alzheimer Hastalığının Evreleri

alzheimer evreleriAlzheimerin evreleri 3 farklı dönem olarak sınıflandırılmıştır. Erken evre, orta evre ve geç ya da ileri evre ya da birinci, ikinci ve üçüncü evre olarak adlandırılır bu evreler.
Birinci evrede:
  • Hafif bellek ve hafıza kaybı
  • Hangi günde olunduğunun farkında olamama gibi unutkanlıklar
  • Mekanları tanıma güçlüğü, kimin evinde olduğunu bilememe ya da yolları karıştırma gibi
  • Karar almada zorluk
  • Konuşmada duraksama ve doğru kelimeleri bulamama sorunları
gözlenir. Birinci evrede Alzheimer’i teşhis etmek zordur, hastanın hayatını çok fazla olumsuz etkilemeyebilir bu evre. Hafif problemler birinci evrede ortaya çıkar.
İkicni evrede:


  • Belirgin hafıza problemleri ve kaybı, en yakınlarını bile tanıyamama
  • Öz bakımda sorunlar, yıkanmama, temizlik yapmama, kıyafetlerini doğru giyememe
  • Dışarı çıktığında kaybolma
  • Konuşmada ileri derecede sorunlar, konuşma bozuklukları
  • Halisünasyon, olmayan cisimlerin görülmesi ya da seslerin duyulması
gibi problemler gözlenir. Bu evrede günlük yaşam aktivitelerini sürdürmede hasta zorlanır.
Üçüncü evrede:
  • Hasta yardım almadan yemek yiyemez
  • Aile bireylerini bile tanımamaya başlar
  • İdrar kaçırabilir
  • Konuşma yetisini büyük oranda kaybedebilir
  • İdrar kaçırabilir
  • Yatağa bağımlı bir hale gelebilir
  • Durduk yerde bağırabilir ya da soyunabilir ya da bu gibi tutarsız davranışlar gösterebilir
gibi belirtiler gösterir. Bu evrede hasta tamamen dışa bağımlıdır, kendi başına hayatını sürdüremez. Zihinsel ve fiziksek bozukluklar beraber gözlenir.

Alzheimer Hastalığının Tedavisi

Alzheimer’in kesin tedavisi yoktur. Yani Alzheimer’e yakalanan bir hasta, tekrar tamamen eski haline dönemez. Ancak, Alzheimer’in ilerleyişini yavaşlatmak, hastanın başkalarına ve bakıma muhtaç hale gelmesini önlemek tedavinin amaçlarındandır. Birinci evreden ikinci ve üçüncü evreye geçişi durdurmak ya da geçiş süresini uzatmak da denebilir tedavinin amacına.
Alzheimer’de bazı belirtiler de tedavi ile ortadan kaldırılabilir. Örneğin Alzheimer’e bağlı depresyon, uyku sorunları, yeme bozuklukları, halisünasyonlar ilaç tedavisi ile giderilebilir.
Alzheimer tedavisi 2 yönlüdür. Birincisi ilaç tedavisi. İlaç tedavisi ve tedavide kullanılan ilaçların amacı beynin işlevini bozan ve dengesi bozulan hormonların ve kimyasal maddelerin yeniden normal seviyelere çekmek, dengede tutmaktır.


İlaç tedavisine ek olarak hasta ve hasta yakınlarını Alzheimer konusunda eğitmek ve bilinçlendirmek önemli bir aşamadır. Hastaya nasıl bakılacağı, nasıl davranılacağı, bulunduğu ortamın, odasının, yatağının nasıl düzenleneceği, moralinin nasıl yüksek tutulacağı gibi konularda hasta yakınları bilinçlendirilir. Alzheimer’de hasta yakınları da hasta kadar sıkıntı çekerler. Hasta için Alzheimer çok zordur, hastanın psikolojisini alt üst edebilir. Hasta yakınlarını da bu anlamda hasta ile ilgilenmek ve sürekli ona bakmak zorunda olmak negatif etkileyebilir, Alzheimer ve hasta ile nasıl mücadele edileceğinin öğrenilmesi bu anlamda ilaç tedavisi kadar önemlidir.
Alzheimer’li hataların ilaç tedavisine ek olarak, eş dost akraba içerisinde olması, ilgi görmesi, ziyaret edilmesi, gezdirilmesi, yürüyüşe çıkarılması ve sosyal hayattan kopmamasına çalışılması hastanın morali açısından önemlidir.

Alzheimer Hastalığının Nedenleri

alzheimer hastalığının nedeleriAlzheimer’in nedenleri açıkçası tam olarak bilinmemektedir. Temelde genetik faktörler ve çevresel nedenler olarak açıklanmaktadır. Genetik nedenler ya da faktörler, kişinin kromozom yapısı ve ailesinde Alzheimer yaşayan diğer kişilerin olup olmadığına göre bireyi Alzheimer’e yatkın yapar. Çevresel faktörler ise, aşırı stres yaşama, bir travmaya maruz kalma, kötü ve dengesiz beslenme gibi nedenler olabilirler.
Yaşlılık döneminde bile kitap okuyan, sürekli birşeyler öğrenmeye çalışan, iyi beslenen, hareket eden, yeni bir dil öğrenen, öğrenmeden elini eteğini çekmeyen kişilerde Alzheimer’e yakalanma riski düşüktür. Bu nedenle yaşlansak bile kendimizi bırakıp sürekli uyuyan biri haline gelmektense, eş dost ortamından uzak kalmayıp, sohbet edip, kitap okuyup, hareket edip mutlu ve huzurlu bir hayat sürmeye çalışmakta fayda var.
alzheimer hastalığı kişinin yaprak dökümü gibidir,
 ancak yapraklar tekrar yeşermez,
ne kadar geç dökülürse o kadar iyidir.



  kaynak: prohayat.com

Migren



Migren, tüm dünyada hem kadınlarda hem de erkeklerde görülen, sık rastlanan ve ağrılı bir hastalık.Bulantı, kusma, ışığa ve sese aşırı duyarlılık gibi belirtileri olan bu hastalık, migren`li kişi ve ailesi için genellikle çok sıkıntı verir. Migren, ataklar sırasında kişinin tüm faaliyetlerini tamamen durdurabileceği gibi, ataklar arasındaki dönemde de yaşam kalitesini azaltabilir
Kişilerin yaşamlarındaki olumsuz etkilerine rağmen, migren`i olanların çoğu tam tedavi edilmezler. Bu, bazen, migren`i olanların tedavi edilme şanslarının olmadığına inanmalarından ve bu konuda doktora gitmemelerinden kaynaklanır. Ancak daha yeni ve daha etkili tedavilerin bulunmasıyla, migren`i olan pek çok kişi için yeni umutlar doğmuştur.
Migren atağının sebebi tam olarak bilinmemekle birlikte, migren`i olan çoğu kişi, belli faktörlerin migren ataklarını “tetiklediğine” inanır. Bu tetikleyiciler arasında stres veya stres sonrası gevşeme, çok fazla veya çok az uyku, kuvvetli ışık, hava değişiklikleri ve çikolata, peynir, kırmızı şarap, kahve ve çay gibi yiyecekler yer alır. Çoğu kadında hormonal değişiklikler veya adet dönemi de migren`i tetikleyebilir, ancak ataklar başka zamanlarda da olabilir.

MİGREN ATAĞI SIRASINDA NELER OLUR?
Migren atağı dört döneme ayrılabilir, ancak migren`i olan insanların çoğu bu dört dönemin hepsini birden yaşamaz. Bu dönemler sırasıyla:

1. Uyarı Dönemi
Migren`in ilk dönemi genellikle birkaç saat sürer fakat birkaç gün de sürebilir. Yorgunluk, esneme, ruh hali değişiklikleri, bazı yiyecekler için açlık ve ışık-ses-kokulara karşı artmış duyarlılık gibi uyarıcı belirtilerdir. Yaklaşık olarak migren`i olan her 10 kişiden 6’sı uyarı dönemini yaşar.

2. Aura
Auralar beynin içinden kaynaklanan, başağrısı atağından genellikle 20 dakika ile 1 saat öncesinde oluşan belirtilerdir. Migren`i olan her 10 kişiden ortalama 2’si aura belirtilerini yaşar. Bunlar genellikle görme ile ilgili, çakan ışıklar, zig-zag çizgiler veya görmenin grileşmesi gibi problemlerdir. Aynı zamanda işitme veya konuşma problemleri, zihin bulanıklığı ve vücudun bazı bölümlerinde veya yüzde karıncalanma hissi olabilir. Aura, başağrısı başlamadan önce kaybolabilir veya başağrısı dönemine dek uzayabilir.

3. Başağrısı Dönemi
Çoğu insan için migren atağının en kötü dönemi başağrısıdır. Genellikle zonklayıcı, ağrılı ve sıklıkla da başın bir tarafındadır.
Ağrı her atakta başın bir tarafından diğer tarafına geçebilir veya başın her iki tarfında olabilir. Ağrı genellikle yürüme veya merdiven çıkma gibi fiziksel aktivitelerle şiddetlenir.
Ancak migren ’yalnızca bir başağrısı’ değildir. İnsanların çoğu aynı zamanda bulantı hisseder, bazısı da kusar. Migren`deki başağrısına eşlik eden ve sık görülen diğer belirtiler arasında, ışığa, sese ve kokulara aşırı duyarlılık da yer alır. Migren`li insanların çoğu atakları sırasında karanlık ve sessiz bir oda ararlar. Eğer hiç tedavi edilmezse, migren tipik olarak 4 saat ile 3 gün arasında sürer, ancak süre ortalama 1 gündür.

4. Ağrının Geçme Dönemi
Başağrısı durduktan ya da geçtikten sonra, migren`li insanlarda yeniden normal hissedene dek uzun süre başka belirtiler görülür. Migren atakları genellikle ayda 1 veya 2 kez olur ancak daha sık olabilir. Atakların şiddeti değişiktir ve olacağı önceden kestirilemeyebilir. Yukarıdaki 4 dönemde de her atakta genellikle görülmez. Şiddeti de değişiktir, kişinin aktivitelerini engellemeyecek orta şiddette bir başağrısından, uzun işgöremezlik yaratan şiddetli başağrısına dek değişebilir. Sıklıkla, migren`i olan kişi için iki atak birbirinin aynısı değildir.
Migren, stres yaratıcı bir durum olmakla birlikte, migren atağının sonunda geçeceğini ve daha ciddi bir şey olmayacağını anlamak önemlidir. Migren`i olan bazı insanlar, bu belirtilere yol açan daha ciddi bir şey olabileceğinden endişelenirler, ancak bu çok nadirdir.

Migren tedavisinde pek çok yol vardır. Bunlar ilaç almaktan, yaşam biçimi değişikliklerine kadar farklılık gösterir. Migren`in ilaç tedavisinde iki yol izlenir:
1. Akut tedavi (atak tedavisi)
Atak tedavisi için basit ağrı kesiciler kullanılabilir, ya da migren ataklarına özel ilaçlar alınabilir.
2. Önleme tedavisi
Özellikle ataklar çok sıksa ve yaşam kalitesini çok bozuyorsa önleme tedavisi uygulanır. Bu tedavide migren atağı olsun olmasın, her gün ilaç alınır. Önleme tedavisi atakların sıklığını ve şiddetini azaltmaya yöneliktir.

YAŞAM BİÇİMİ DEĞİŞİKLİKLERİ
Migren ataklarını önlemek için yaşam biçiminizdeki bazı değişikliklerin faydası olur.
Tetikleyicilerden uzak durun!
Başağrısını tetikleyen faktörler kişiden kişiye değişiklik gösterir. Migren ataklarını önlemek için alınacak önlemlerden ilki, parlak ışık, rüzgar, keskin kokular gibi tetikleyicilerden uzak durmaktır.
Düzenli egzersiz yapın!
Vücudu aşırı zorlamayan, yürüyüş, yüzme, bisiklet gibi egzersizler kaslarınızdaki gerginliği azaltır, dolaşımınızı artırır. Böylece migren ataklarınızın sıklığı ve şiddeti önemli ölçüde azalır.
Alışkanlıklarınızı sürdürün!
Düzenli uyuyun,
Düzenli yemek yiyin,
Hafta içi alışkanlıklarınızı hafta sonunda da sürdürün.



--------------------------------------------------------------------------------
Kaynak: www.migren.net

Sinir Hastalıkları



Sinir Hastalıkları

Sinir hastalıkları sinir sistemini meydana getirenbeyin,beyincik,omurilik,kafa sinirleri ve çevre sinirlerini tutan bozukluklardan dolayı ortaya çıkan hastalıklar. Sinir sistemi insan vücûdunun en karmaşık ve en ince detaylara kadar hizmet götüren bir sistemi olduğundan, buranın hastalıkları birçok diğer sistemi de ilgilendirir.Nöroloji, sinir sistemi hastalıklarıyla ilgilenen bir tıp koludur.

Sinir hastalıkları organik (marazî, hasara bağlı) olabildiği gibi, sinir sisteminin belli bir kısmındaki görev yapabilirliğin azalmasına bağlı, yâni fonksiyonel de olabilir. Fonksiyonel denilen hastalıklarda yapıyla ilgili bir hasar veya eksiklik yoktur. Merkezî sinir sistemi, periferik sinirler ve otonom sinir sistemi olarak üçe ayrılan sinir sistemini ilgilendiren hastalıklar, bunlardan birini veya birden fazlasını ilgilendiriyor olabilir. Nöronlar, yâni sinir hücreleri dış etkilere karşı son derece hassastırlar. Bu hücrelerin ölmesi hâlinde yerine yenileri gelmez. Başka bir tâbirle, sinir sisteminde tâmir ve yeniden oluşum (reparasyon ve rejenérasyon) mümkün değildir. Yalnızca periferik (çevre) sinirlerde bir kendini yenileme vardır ki, bu da son derece yavaştır.

Sinir sisteminin hastalıkları, son derece çeşitli sebeplerden ortaya çıkabilir. Doğuştan olanlar, travmalardan, iltihaplardan, zehirlenmelerden olanlar bunlardan sâdece birkaçıdır. Fonksiyonel hastalıklar ise herhangi bir bozukluk olmaksızın ortaya çıkan durumlardır ki, vücudun herhangi bir bölümünü tutabilirler. Aşağıda sinir sistemiyle ilgili hastalıkların en önemli sebepleri ve bunların örnekleri verilmiştir.

1. İnfeksiyonlar: Menenjit, beyin absesi, ensefalit gibi.

2. Damar hastalıkları: Tıkanmaya bağlı felçler, beyin kanamaları.

3. Tümörler: Olduğu bölgeye göre görev aksaklığı, felçler, hâfıza ve idrak kusurları.

4. Travma: Beyin kanamaları, sinir kopmaları, zedelenmeler.

5. Gelişme bozuklukları: Mongolizm türü geri zekâlılık, omurilik gelişme bozukluğu (spina bifida).

6. Metabolik hastalıklar: Hormon bozuklukları, kan hastalıkları, karaciğer hastalıkları, metal metabolizması bozuklukları da, sinir sisteminde bozukluklara sebep olabilmektedir.

7. Myelin kılıfı (sinirleri saran kılıf) hastalıkları: Multipl skleroz bunlara en önemli örnektir.

8. Paroksismal (arada bir gelen bozukluklar): Migren, histamin baş ağrısı, epilepsi (sara), meniere hastalığı (tekrarlayıcı başdönmeleri) bunlardandır.

9. Zehirlere bağlı hastalıklar: Bakteri zehirlerine bağlı (tetanoz), metal zehirlerine bağlı (arsenik), organik bileşiklere bağlı ziherlenmeler (alkol, karbonmonoksit) en önemlileridir. 

kaynak   www.saglikkutuphanesi.com

Epilepsi Tedavisinin Vazgeçilmezi; EEG




Epilepsi Tedavisinin Vazgeçilmezi; EEG



Epilepsi tarih boyunca korkulan, çekinilen hatta kötü bakılan bir hastalık olmuş. İnsanlar eski çağlarda bu hastalığı bilmedikleri, hatta bulaşıcı olduğunu düşündükleri için epilepsili hastalardan uzak durmayı tercih etmişler. Aslında 21. yüzyılı yaşadığımız bu günlerde bile epilepsi hastaları ne yazık ki benzer tutumlarla karşılaşabiliyor. Böyle bir sonucun yaşanmasındaki en önemli neden ise bilgisizlik ve bilinmeyene karşı gösterilen reaksiyon olarak tanımlanıyor.

Epilepsi, yani halk dilindeki adıyla "sara" nöbetlerle seyreden bir beyin hastalığı. Uzmanların verdiği bilgiye göre epilepsi Türkiye`de 700 binin üzerinde hasta ve onların ailelerini etkileyen bir sorun. Ayrıca, toplumun olumsuz bakış açısı ve yanlış inançlar hastaları zaman zaman karamsarlık içine düşürebiliyor. Bu duruma gelişmiş ülkelerde de rastlanabiliyor. Tüm bu nedenler epilepsiyi zor bir hastalık haline getiriyor.

Epilepsi her yaşta görülebilmekle birlikte öncelikle çocuklar ve genç erişkinleri etkiliyor ve hangi yaşta görüldüğüne göre nedenleri de değişiyor. Uzmanların verdiği bilgiye göre, her yıl 30-40 bin arasında yeni epilepsi hastası topluma katılıyor. Her iki cinste de aynı oranda görülen epilepsinin yüzde 30`u 4 yaş öncesinde, yüzde 90`ı ise 25 yaş öncesinde başlıyor. 25 yaş sonrasında epilepsi görülme oranı yaşlılık dönemine kadar azalıyor ve 60 yaş sonrasında tekrar yüzde 3-4`lere çıkıyor. Diyabet hastalığı, tansiyon

EPİLEPSİ NÖBETLERİ
Günümüzde epilepsi nöbetlerini durdurmaya yönelik yapılan gerek medikal, gerekse cerrahi tedaviler hastaların yaşam kalitesinde iyileşme sağlıyor. Ancak ilaçlar her hastada aynı şekilde etkili olamıyor ve sadece nöbetleri kontrol altına almak için kullanılıyor.
ASM Nörolojik Bilimler Koordinatörü Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Hikmet Uluğ, her nöbet geçirenin epilepsi hastası olmadığına dikkat çekerek, bir kişinin epilepsi hastası olarak adlandırılabilmesi için nöbet yapabilecek beyin dışı bir bozukluğun olmaması ve nöbetlerin tekrarlaması gerektiğini anlatıyor.

Beyin milyarlarca sinir hücresi, hücrelerin uzantıları ve sinir hücrelerini destekleyen dokulardan oluşuyor. Bu sinir hücreleri elektrik akımlarıyla çalışıyor. Her sinir hücresi elektrik akımı yaratma ve bu akımı diğer hücrelere iletme yeteneğine sahip. Çeşitli bozukluklar nedeniyle sinir hücrelerinde kısa devre olarak tanımlanabilecek anormal elektriksel deşarjlar ya da elektrik fırtınaları oluşabiliyor. İşte bu anormal elektrik akımları da nöbetlere yol açıyor. Ancak epileptik nöbetler çok farklı şekillerde ortaya çıkabiliyor.
Epilepsi denilince birçok kişinin gözünde, çırpınan ve ağzından köpükler çıkan hasta canlanmasına karşın epilepsi nöbetleri sadece bu şekilde gelişmiyor. Op. Dr. Hikmet Uluğ, pek çok epileptik nöbet tipi olduğunu belirtiyor. Yapılan sınıflamaya göre nöbetler önce parsiyel (kısmi) ve generalize (genel) olmak üzere iki ana gruba ayrılıyor. Beyindeki anormal elektrik deşarjları beynin bir alanında sınırlı kalıyorsa parsiyel, yani kısmi nöbet söz konusu oluyor. Bu tip epilepside hastalar nöbetin oluşacağını önceden hissedebiliyor. Aura olarak adlandırılan bu durumda bazı hastalar vücut ısılarında yükselme, gerginlik ve sıkıntı hissederken, bazıları ise müzik sesleri duyduğunu veya burnuna kötü koku geldiğini belirtiyor. Anormal deşarjlar tüm beyni tutuyorsa generalize, bir başka deyişle genel nöbetin varlığından söz ediliyor. Bu tipte hastalar nöbet geçireceklerini fark edemiyor. Nöbet sırasında tüm vücutta katılaşma, kol ve bacaklarda kasılmalar, bilinç kaybı gibi bulgular genellikle ön planda gelişiyor.

EPİLEPSİNİN NEDENLERİ
Epilepsinin oluşum nedenleri doğuştan ya da sonradan olmasına bağlı olarak farklılık gösteriyor. ASM Nöroloji Uzmanı Dr. Levent Üçkardeşler`in verdiği bilgiye göre doğuştan olan epilepsiler ya genetik nedenlerle ortaya çıkıyor, ya da anne karnında yaşanan bazı olaylara bağlı olarak oluşabiliyor. Sanıldığının tersine genetik epilepsilerin tüm epilepsiler içinde çok küçük bir yer kapladığını hatırlatan Dr. Üçkardeşler doğumla birlikte var olan epilepsi nedenleri hakkında şöyle konuşuyor:
"Anne karnındayken, bebeğin gelişimi sırasında çeşitli mikroplar beyinde hasar yaparak epilepsinin oluşmasına neden olabilir. Bunun yanında zehirler, röntgen ışınları bebek beyninde bozulmaya neden olarak doğuştan itibaren ya da sonraki yaşlarda epileptik nöbetlere neden olabiliyor."


Epilepsi yaşamın her hangi bir anında beyinde hasara neden olabilecek bir nedene bağlı olarak da ortaya çıkabiliyor. Yetişkinlerde epilepsiye yol açan etkenler konusunda Dr. Üçkardeşler şunları anlatıyor:
"Doğum sırasında bebeğin oksijensiz kalması gibi doğum travmaları ileride şakak lobu epilepsisi ve diğer bölge kaynaklı epilepsilerin oluşmasına neden olabiliyor. Yine beyin zarı ve beyin iltihapları, beyin tümörleri, şuur kaybı yaratacak kadar beyin darbeleri, bebeklik çağında geçirilen ateşli havaleler epilepsinin oluşmasında etken olabiliyor. Ayrıca, bazı zehirler ve bazı ilaçlar da erişkinlerde epilepsi yaşanmasına neden olabiliyor."

NÖBETLER NEREDEN BAŞLIYOR
Nöbetler ya merkezi beyinden ya da kabuğundan başlıyor ve buna göre de isimlendiriliyor. Merkezi beyinden başlayan nöbetlere "generalize", beyin kabuğundan kaynaklananlara ise "parsiyal" nöbetler adı veriliyor ve bu nöbetler tüm beyine yayılarak generalize nöbete dönüşebiliyor. Parsiyel nöbetler belli bir alanda sınırlı kaldığında bunlara basit nöbetler adı veriliyor ve bu nöbet sırasında bazen hastanın işitmesi ve görmesi bozuluyor, midesinde sorunlarla karşılaşabiliyor. Hastanın yaşadığı bu tabloya Aura adı veriliyor ve bu öncü bulgulardan sonra, bir kol ve bacakta kasılma, ağız kenarında çekilmeler gözleniyor. Bu nöbet bilinç kaybı olmadan yaşanmasına karşın, nöbetler bilinçte değişiklik oluşturacak şekilde gelişirse kompleks parsiyel nöbetten bahsediliyor. "Kompleks parsiyel" nöbetler komplike motor hareketlerle seyrediyor. Nöbet sırasında hasta sersemlemiş ve bilinci bulanmış bir görüntü oluşturuyor. Dr. Hikmet Uluğ, kompleks parsiyal nöbet yaşayan hastanın davranışları hakkında şunları anlatıyor: "Hastada nöbet sırasında aniden kalkıp yürüme, anlamsız mırıltılar çıkarma, başın bir tarafa çevrilmesi, çiğneme hareketleri, ellerin ovuşturulması, elbisenin çekiştirilmesi gibi amaçsız hareketler ortaya çıkabiliyor. Ancak çoğu kez nöbet sonrasında hasta yaşadıklarını hatırlamıyor. Çocuklarda bu tür nöbetler gözlerin bir noktaya dikilmesi ve ağız şapırdatma biçiminde ortaya çıkabiliyor. Bazı epilepsi tipleri çocuklukta başlıyor ve erişkinlik döneminde kendiliğinden yok oluyor. Bazı hastalarda ise nöbetler kendiliğinden ortadan kaybolabiliyor. Biri bitmeden diğeri başlayan nöbetler şeklinde gelişen epilepsi tipi ise doğru şekilde tedavi edilmezse ölüme yol açabiliyor."

Nöbetin şekli, şiddeti ve süresi anormal akımın beyinin neresinden çıktığına, hangi yolları kullanarak yayıldığına ve yayılma alanlarına bağlı olarak değişiyor. Nöbet birkaç saniyeden birkaç dakikaya kadar farklı sürelerde yaşanıyor; ve çok ender olarak da nöbet birkaç saat sürüyor. Op. Dr. Uluğ`un verdiği bilgiye göre, bazı hastalar birkaç saatte bir nöbet geçirirken, bazı hastalar ise ayda ya da yılda bir kez nöbet geçiriyor.

TANI YÖNTEMLERİ VE EEG
Epilepsi hastalığının tedavisinde nasıl bir yol izleneceği, hangi ilacın kullanılacağı, tedavi süreci ve tedavi sonrası hakkında hastaya bilgi verebilmek için epilepsinin nedenini bulmak ayrı bir önem taşıyor. Bu nedenle epilepsi hastasına bazı tetkiklerin yapılması mutlaka gerekiyor. Epilepsi tanısı için kimi zaman hastanın sadece nöbet öyküsünü dinlemek ve bazı laboratuvar incelemelerinden yararlanmak yeterli oluyor. Ancak bazı hastalarda, beynin incelenmesi amacıyla ileri teknoloji seviyesindeki tanı yöntemlerinden de yararlanmak gerekiyor.

Günümüzde epilepsi teşhisi ve tedavisinin yönlendirilmesinde kullanılan en önemli yöntem olarak tanımlanan EEG (Elektroensefalografi) yöntemiyle ilgili Dr. Üçkardeşler şu bilgileri aktarıyor: "EEG beyin hücrelerinden çıkan elektrik akımlarının yazdırılması esasına dayanıyor. Beynin belli bölgelerinden çıkan akımlar bilgisayarda kaydediliyor ve inceleniyor. EEG`nin yapılmasındaki amaç, hangi beyin bölgesinin ne tip bozuk elektrik yaydığının görülmesi ve takip edilmesidir. EEG ile sorunun merkezi beyinden mi yoksa beyin kabuğundan kaynaklandığını görebiliyor ve buna göre uygun ilacı verebiliyoruz."
Ancak bazı hastalarda nöbetler ilaçlarla kontrol edilemiyor, bu durumda hangi ameliyat tekniğine başvurulması gerektiğini tespit etmek amacıyla, beyin dalgalarıyla eşzamanlı olarak hastanın görüntüsünün videoya kaydedildiği EEG Monitorizasyon`dan yararlanılıyor.
Hastaların bir bölümünde ise önce beyne elektrod yerleştirilmesi gerekebiliyor. Op. Dr. Hikmet Uluğ, Video-EEG kayıtlama sisteminde beyin dalgaları sürekli yazdırılırken bir yandan da hastanın hareketlerinin videoya alındığını belirterek, "Böylece hekim hastanın nöbetlerini kendi gözüyle görüyor. Bu hareketlerden yola çıkarak nöbetin beynin neresinden başlayıp nasıl yayıldığı anlaşılabiliyor" diyor. Kafanın dışından yapıştırılan elektrodlarla normal EEG çekimine benzer kayıtlamalarla hastaya uygulanacak ameliyata karar verilebiliyor.

EEG kayıtları tüm gün boyunca ve gereğinde günlerce yapılabildiği için hastanın hastaneye yatması gerekiyor. Uzun süreli video monitorizasyon için özel olarak hazırlanan odalarda video kameralar yardımıyla görüntü alınıyor. Monitorizasyon için özel kayıt cihazları kullanılıyor. Bu cihazlar normal EEG cihazlarından farklı olarak hem hasta görüntüsünü hem de EEG dalgalarını eş zamanlı olarak kaydediyor. Daha sonra bu bilgiler bilgisayarlar yardımıyla inceleniyor. Bu işlem sırasında sadece beyin dalgaları ile birlikte gerektiği durumlarda aynı anda kalp atışları, göz hareketleri, kas aktiviteleri, solunum, kan basıncı, kandaki oksijen ve karbondioksit miktarı da kaydediliyor.

NASIL TEDAVİ EDİLİYOR?
Epilepside başlıca iki ana tedavi yönteminden söz ediliyor; birincisi ilaç tedavisi, ikincisi ise cerrahi tedavi. Epilepsinin tedavisi antiepileptik ilaçlarla yapılıyor. Tedavideki temel amaç ise hastanın nöbetlerini mümkün olduğunca kontrol altına almak ve kişinin yaşam kalitesini yükseltebilmek. Çünkü epilepsi hastalarının yüzde 65`inde nöbetler sadece kontrol altına alınabiliyor, bazı nöbetler de tedavi sonucu aura haline dönüşebiliyor. Hasta aurayı hissetse de nöbete dönmüyor. Ancak ilaç ilaçlar hastaların yüzde 20-35`inde yarar sağlayamıyor. İşte o zaman cerrahi tedavinin devreye girmesi gerekiyor.

Cerrahi, Kime Ne Zaman?
Öncelikle belirtmekte yarar var; tüm epilepsi hastaları cerrahi tedaviye aday değil. Operasyon öncesi, "saptanan nöbet tipinde yapılması düşünülen ameliyat etkili mi?", "ameliyat edilmezse hastanın durumu daha kötüye gider mi?" gibi pek çok soruya yanıt aranıyor. Ardından cerrahi tedavinin hastada yarar sağlayıp sağlamayacağı hekim tarafından belirleniyor. Kalıcı ve kesin çözümün sağlandığı epilepsinin cerrahi tedavisinde iki tipte ameliyat yapılıyor; nöbet oluşturan beyin alanlarının çıkartılması ve nöbet yayılım yollarının kesilmesi. Op. Dr. Hikmet Uluğ, günümüzde uygulanan yeni yöntemler ile cerrahi tekniklerin ileri derecede gelişmesi sayesinde bu tedavinin hem erişkinler hem de çocuklarda başarıyla uygulandığına dikkat çekiyor. Uluğ sözlerini şöyle sürdürüyor;
"Beyin yarımkürelerini birbirine bağlayarak köprü görevi gören ve korpus kallozum adı verilen yapı, generalize nöbeti olan hastaların uygun olanlarında kesildiğinde, nöbet bir yarımküreye hapsedilmiş oluyor ve böylece hastada nöbet esnasında bilinç kaybı gelişmiyor ya da eskiye oranla daha kısa süreli oluyor. Bu hastalarda nöbetler tam olarak geçmemekle birlikte sıklığı ve şiddeti ileri derecede azaltılarak hastanın normal yaşama dönmesi sağlanıyor. Nöbet yayılım yollarının kesilmesine bir diğer örnek de subpial transection adı verilen ameliyat. Bu ameliyat özellikle nöbetin beynin kritik alanlarından çıktığı durumlarda kullanılıyor.

Böylesi alanların çıkartılması söz konusu olamayacağı için bu bölgede özel aletler kullanılarak, beyne dik bir açıyla 5 mm derinlikte ve 5 mm aralıklarla kesiler yapılıyor. Bu sayede sinir hücrelerinin anormal elektrik boşalmaları bu alanlarda hapsediliyor ve birbirlerini tetikleyerek büyük nöbet oluşturmaları önleniyor. Beyindeki bozuk alanın çıkartılmasına bir diğer örnek de tüm nöbetlerin yüzde 60`ını oluşturan şakak bölgesi ameliyatları. Eskiden beynin şakak lobu genellikle tümüyle çıkartılıyordu. Bu yöntem günümüzde son derece kısıtlı hastada uygulanıyor, geri kalanlarda ise ameliyat öncesi yapılan hassas incelemelerle şakak lobu içindeki amigdal ve hippokampus adı verilen yapılar çıkarılıyor, şakak lobunun geri kalanı korunuyor. Bir diğer ameliyata da birden fazla odağı olan, hiçbir ameliyatın uygulanamadığı ve ilaçların etki etmediği hastalarda başvuruluyor. Boyundan geçen vagus sinirine takılan bir pil aracılığıyla beyne aralıklı uyarılar yollanıyor. Vagus siniri stimülasyonu (VNS) adı verilen bu yöntem günümüzde pek çok hastada başarıyla uygulanıyor."

Hangi Durumlarda Cerrahi Uygulanıyor?
Nöbetlerin epileptik oldukları kesin olarak bilinmeli.
Nöbetler, hasta için uygun olan her türlü epilepsi ilacının uygun dozlarla kullanıldığı halde durdurulamıyorsa.
Nöbetler hastanın yaşam kalitesini ciddi olarak bozuyorsa.
Alerji, aşırı uyku hali ya da karaciğer-böbrek yetmezliği gibi çeşitli nedenlerle hastaya ilaç tedavisi uygulanamıyorsa.
Nöbetleri yapan, ilerleyici ya da dejeneratif bir beyin hastalığı bulunmuyorsa.
Nöbetlerin nedeni, iyi huylu çocukluk epilepsilerinden biri değilse.
Hastanın ameliyat olmamasını gerektiren organik bir sorunu yoksa.
yüksekliği olan kişilerde beyin damar hastalıkları riski yüksek olduğundan paralel olarak epilepsi riski de artıyor.




Kaynak: Anadolu Sağlık Merkezi: ASM Vital (Nisan - Haziran 2007)




Epilepsi Tedavisinin Vazgeçilmezi ; EEG


Beyin hücrelerinden çıkan elektrik akımlarının yazdırılması esasına dayanan EEG ve beyin dalgalarıyla eşzamanlı olarak hastanın görüntüsünün videoya kaydedildiği EEG Monitorizasyon, epilepsinin tanısında kullanılan ileri teknolojiler.



Epilepsi tarih boyunca korkulan, çekinilen hatta kötü bakılan bir hastalık olmuş. İnsanlar eski çağlarda bu hastalığı bilmedikleri, hatta bulaşıcı olduğunu düşündükleri için epilepsili hastalardan uzak durmayı tercih etmişler. Aslında 21. yüzyılı yaşadığımız bu günlerde bile epilepsi hastaları ne yazık ki benzer tutumlarla karşılaşabiliyor. Böyle bir sonucun yaşanmasındaki en önemli neden ise bilgisizlik ve bilinmeyene karşı gösterilen reaksiyon olarak tanımlanıyor.

Epilepsi, yani halk dilindeki adıyla "sara" nöbetlerle seyreden bir beyin hastalığı. Uzmanların verdiği bilgiye göre epilepsi Türkiye`de 700 binin üzerinde hasta ve onların ailelerini etkileyen bir sorun. Ayrıca, toplumun olumsuz bakış açısı ve yanlış inançlar hastaları zaman zaman karamsarlık içine düşürebiliyor. Bu duruma gelişmiş ülkelerde de rastlanabiliyor. Tüm bu nedenler epilepsiyi zor bir hastalık haline getiriyor.

Epilepsi her yaşta görülebilmekle birlikte öncelikle çocuklar ve genç erişkinleri etkiliyor ve hangi yaşta görüldüğüne göre nedenleri de değişiyor. Uzmanların verdiği bilgiye göre, her yıl 30-40 bin arasında yeni epilepsi hastası topluma katılıyor. Her iki cinste de aynı oranda görülen epilepsinin yüzde 30`u 4 yaş öncesinde, yüzde 90`ı ise 25 yaş öncesinde başlıyor. 25 yaş sonrasında epilepsi görülme oranı yaşlılık dönemine kadar azalıyor ve 60 yaş sonrasında tekrar yüzde 3-4`lere çıkıyor. Diyabet hastalığı, tansiyon yüksekliği olan kişilerde beyin damar hastalıkları riski yüksek olduğundan paralel olarak epilepsi riski de artıyor.

EPİLEPSİ NÖBETLERİ

Günümüzde epilepsi nöbetlerini durdurmaya yönelik yapılan gerek medikal, gerekse cerrahi tedaviler hastaların yaşam kalitesinde iyileşme sağlıyor. Ancak ilaçlar her hastada aynı şekilde etkili olamıyor ve sadece nöbetleri kontrol altına almak için kullanılıyor.
ASM Nörolojik Bilimler Koordinatörü Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Hikmet Uluğ, her nöbet geçirenin epilepsi hastası olmadığına dikkat çekerek, bir kişinin epilepsi hastası olarak adlandırılabilmesi için nöbet yapabilecek beyin dışı bir bozukluğun olmaması ve nöbetlerin tekrarlaması gerektiğini anlatıyor.

Beyin milyarlarca sinir hücresi, hücrelerin uzantıları ve sinir hücrelerini destekleyen dokulardan oluşuyor. Bu sinir hücreleri elektrik akımlarıyla çalışıyor. Her sinir hücresi elektrik akımı yaratma ve bu akımı diğer hücrelere iletme yeteneğine sahip. Çeşitli bozukluklar nedeniyle sinir hücrelerinde kısa devre olarak tanımlanabilecek anormal elektriksel deşarjlar ya da elektrik fırtınaları oluşabiliyor. İşte bu anormal elektrik akımları da nöbetlere yol açıyor. Ancak epileptik nöbetler çok farklı şekillerde ortaya çıkabiliyor.
Epilepsi denilince birçok kişinin gözünde, çırpınan ve ağzından köpükler çıkan hasta canlanmasına karşın epilepsi nöbetleri sadece bu şekilde gelişmiyor. Op. Dr. Hikmet Uluğ, pek çok epileptik nöbet tipi olduğunu belirtiyor. Yapılan sınıflamaya göre nöbetler önce parsiyel (kısmi) ve generalize (genel) olmak üzere iki ana gruba ayrılıyor. Beyindeki anormal elektrik deşarjları beynin bir alanında sınırlı kalıyorsa parsiyel, yani kısmi nöbet söz konusu oluyor. Bu tip epilepside hastalar nöbetin oluşacağını önceden hissedebiliyor. Aura olarak adlandırılan bu durumda bazı hastalar vücut ısılarında yükselme, gerginlik ve sıkıntı hissederken, bazıları ise müzik sesleri duyduğunu veya burnuna kötü koku geldiğini belirtiyor. Anormal deşarjlar tüm beyni tutuyorsa generalize, bir başka deyişle genel nöbetin varlığından söz ediliyor. Bu tipte hastalar nöbet geçireceklerini fark edemiyor. Nöbet sırasında tüm vücutta katılaşma, kol ve bacaklarda kasılmalar, bilinç kaybı gibi bulgular genellikle ön planda gelişiyor.

EPİLEPSİNİN NEDENLERİ

Epilepsinin oluşum nedenleri doğuştan ya da sonradan olmasına bağlı olarak farklılık gösteriyor. ASM Nöroloji Uzmanı Dr. Levent Üçkardeşler`in verdiği bilgiye göre doğuştan olan epilepsiler ya genetik nedenlerle ortaya çıkıyor, ya da anne karnında yaşanan bazı olaylara bağlı olarak oluşabiliyor. Sanıldığının tersine genetik epilepsilerin tüm epilepsiler içinde çok küçük bir yer kapladığını hatırlatan Dr. Üçkardeşler doğumla birlikte var olan epilepsi nedenleri hakkında şöyle konuşuyor:
"Anne karnındayken, bebeğin gelişimi sırasında çeşitli mikroplar beyinde hasar yaparak epilepsinin oluşmasına neden olabilir. Bunun yanında zehirler, röntgen ışınları bebek beyninde bozulmaya neden olarak doğuştan itibaren ya da sonraki yaşlarda epileptik nöbetlere neden olabiliyor."



Epilepsi yaşamın her hangi bir anında beyinde hasara neden olabilecek bir nedene bağlı olarak da ortaya çıkabiliyor. Yetişkinlerde epilepsiye yol açan etkenler konusunda Dr. Üçkardeşler şunları anlatıyor:
"Doğum sırasında bebeğin oksijensiz kalması gibi doğum travmaları ileride şakak lobu epilepsisi ve diğer bölge kaynaklı epilepsilerin oluşmasına neden olabiliyor. Yine beyin zarı ve beyin iltihapları, beyin tümörleri, şuur kaybı yaratacak kadar beyin darbeleri, bebeklik çağında geçirilen ateşli havaleler epilepsinin oluşmasında etken olabiliyor. Ayrıca, bazı zehirler ve bazı ilaçlar da erişkinlerde epilepsi yaşanmasına neden olabiliyor."

NÖBETLER NEREDEN BAŞLIYOR

Nöbetler ya merkezi beyinden ya da kabuğundan başlıyor ve buna göre de isimlendiriliyor. Merkezi beyinden başlayan nöbetlere "generalize", beyin kabuğundan kaynaklananlara ise "parsiyal" nöbetler adı veriliyor ve bu nöbetler tüm beyine yayılarak generalize nöbete dönüşebiliyor. Parsiyel nöbetler belli bir alanda sınırlı kaldığında bunlara basit nöbetler adı veriliyor ve bu nöbet sırasında bazen hastanın işitmesi ve görmesi bozuluyor, midesinde sorunlarla karşılaşabiliyor. Hastanın yaşadığı bu tabloya Aura adı veriliyor ve bu öncü bulgulardan sonra, bir kol ve bacakta kasılma, ağız kenarında çekilmeler gözleniyor. Bu nöbet bilinç kaybı olmadan yaşanmasına karşın, nöbetler bilinçte değişiklik oluşturacak şekilde gelişirse kompleks parsiyel nöbetten bahsediliyor. "Kompleks parsiyel" nöbetler komplike motor hareketlerle seyrediyor. Nöbet sırasında hasta sersemlemiş ve bilinci bulanmış bir görüntü oluşturuyor. Dr. Hikmet Uluğ, kompleks parsiyal nöbet yaşayan hastanın davranışları hakkında şunları anlatıyor: "Hastada nöbet sırasında aniden kalkıp yürüme, anlamsız mırıltılar çıkarma, başın bir tarafa çevrilmesi, çiğneme hareketleri, ellerin ovuşturulması, elbisenin çekiştirilmesi gibi amaçsız hareketler ortaya çıkabiliyor. Ancak çoğu kez nöbet sonrasında hasta yaşadıklarını hatırlamıyor. Çocuklarda bu tür nöbetler gözlerin bir noktaya dikilmesi ve ağız şapırdatma biçiminde ortaya çıkabiliyor. Bazı epilepsi tipleri çocuklukta başlıyor ve erişkinlik döneminde kendiliğinden yok oluyor. Bazı hastalarda ise nöbetler kendiliğinden ortadan kaybolabiliyor. Biri bitmeden diğeri başlayan nöbetler şeklinde gelişen epilepsi tipi ise doğru şekilde tedavi edilmezse ölüme yol açabiliyor."

Nöbetin şekli, şiddeti ve süresi anormal akımın beyinin neresinden çıktığına, hangi yolları kullanarak yayıldığına ve yayılma alanlarına bağlı olarak değişiyor. Nöbet birkaç saniyeden birkaç dakikaya kadar farklı sürelerde yaşanıyor; ve çok ender olarak da nöbet birkaç saat sürüyor. Op. Dr. Uluğ`un verdiği bilgiye göre, bazı hastalar birkaç saatte bir nöbet geçirirken, bazı hastalar ise ayda ya da yılda bir kez nöbet geçiriyor.

TANI YÖNTEMLERİ VE EEG

Epilepsi hastalığının tedavisinde nasıl bir yol izleneceği, hangi ilacın kullanılacağı, tedavi süreci ve tedavi sonrası hakkında hastaya bilgi verebilmek için epilepsinin nedenini bulmak ayrı bir önem taşıyor. Bu nedenle epilepsi hastasına bazı tetkiklerin yapılması mutlaka gerekiyor. Epilepsi tanısı için kimi zaman hastanın sadece nöbet öyküsünü dinlemek ve bazı laboratuvar incelemelerinden yararlanmak yeterli oluyor. Ancak bazı hastalarda, beynin incelenmesi amacıyla ileri teknoloji seviyesindeki tanı yöntemlerinden de yararlanmak gerekiyor.

Günümüzde epilepsi teşhisi ve tedavisinin yönlendirilmesinde kullanılan en önemli yöntem olarak tanımlanan EEG (Elektroensefalografi) yöntemiyle ilgili Dr. Üçkardeşler şu bilgileri aktarıyor: "EEG beyin hücrelerinden çıkan elektrik akımlarının yazdırılması esasına dayanıyor. Beynin belli bölgelerinden çıkan akımlar bilgisayarda kaydediliyor ve inceleniyor. EEG`nin yapılmasındaki amaç, hangi beyin bölgesinin ne tip bozuk elektrik yaydığının görülmesi ve takip edilmesidir. EEG ile sorunun merkezi beyinden mi yoksa beyin kabuğundan kaynaklandığını görebiliyor ve buna göre uygun ilacı verebiliyoruz."
Ancak bazı hastalarda nöbetler ilaçlarla kontrol edilemiyor, bu durumda hangi ameliyat tekniğine başvurulması gerektiğini tespit etmek amacıyla, beyin dalgalarıyla eşzamanlı olarak hastanın görüntüsünün videoya kaydedildiği EEG Monitorizasyon`dan yararlanılıyor.
Hastaların bir bölümünde ise önce beyne elektrod yerleştirilmesi gerekebiliyor. Op. Dr. Hikmet Uluğ, Video-EEG kayıtlama sisteminde beyin dalgaları sürekli yazdırılırken bir yandan da hastanın hareketlerinin videoya alındığını belirterek, "Böylece hekim hastanın nöbetlerini kendi gözüyle görüyor. Bu hareketlerden yola çıkarak nöbetin beynin neresinden başlayıp nasıl yayıldığı anlaşılabiliyor" diyor. Kafanın dışından yapıştırılan elektrodlarla normal EEG çekimine benzer kayıtlamalarla hastaya uygulanacak ameliyata karar verilebiliyor.

EEG kayıtları tüm gün boyunca ve gereğinde günlerce yapılabildiği için hastanın hastaneye yatması gerekiyor. Uzun süreli video monitorizasyon için özel olarak hazırlanan odalarda video kameralar yardımıyla görüntü alınıyor. Monitorizasyon için özel kayıt cihazları kullanılıyor. Bu cihazlar normal EEG cihazlarından farklı olarak hem hasta görüntüsünü hem de EEG dalgalarını eş zamanlı olarak kaydediyor. Daha sonra bu bilgiler bilgisayarlar yardımıyla inceleniyor. Bu işlem sırasında sadece beyin dalgaları ile birlikte gerektiği durumlarda aynı anda kalp atışları, göz hareketleri, kas aktiviteleri, solunum, kan basıncı, kandaki oksijen ve karbondioksit miktarı da kaydediliyor.

NASIL TEDAVİ EDİLİYOR?

Epilepside başlıca iki ana tedavi yönteminden söz ediliyor; birincisi ilaç tedavisi, ikincisi ise cerrahi tedavi. Epilepsinin tedavisi antiepileptik ilaçlarla yapılıyor. Tedavideki temel amaç ise hastanın nöbetlerini mümkün olduğunca kontrol altına almak ve kişinin yaşam kalitesini yükseltebilmek. Çünkü epilepsi hastalarının yüzde 65`inde nöbetler sadece kontrol altına alınabiliyor, bazı nöbetler de tedavi sonucu aura haline dönüşebiliyor. Hasta aurayı hissetse de nöbete dönmüyor. Ancak ilaç ilaçlar hastaların yüzde 20-35`inde yarar sağlayamıyor. İşte o zaman cerrahi tedavinin devreye girmesi gerekiyor.


Kaynak : Anadolu Sağlık Merkezi : ASM Vital (Nisan - Haziran 2007)